BU ÇIĞLIĞI DUYAN VAR MI ?


Boğaziçi bir gerdanlıktır İstanbul’un boynunda...Bir kıyıdan
bakarsınız Asya’ya, bir kıyıdan bakarsınız Avrupa’ya...

Bütün bu güzelliklere şahit olan bazı gözler var ki, yaşam, sakatlık
ve ölüm üçgeninde dağlanan yürekleri tedirgin ve ürkek bakışlarla
seyreder bu manzarayı...

Yabancıdır diğer gözler ve yürekler çoğu zaman...Bilmez ve
anlamazlar bu tedirginliği...Ama belki sormak gerek :

Kim ?

Hayata merhaba diyen o benzersiz çığlığın, aslında hayat boyu hiç
bitmeyecek bir ilişkinin de başlangıcı olduğunu aklına getirebilirdi
ki....

Kim ?

Kucağında süt kokan bebeğin bir kuru yaprak kadar kırılgan
olduğunu kabul edebilirdi ki...

Kim ?

Oğlunun attığı o ilk adımlarda mutluluk ve tedirginliği bir arada
yaşamıştır ki...

Kim ?

Bir çocuğa koşmaması, zıplamaması, bir topun ardına umursamadan
gitmemesi gerektiğini söyleyebilirdi ki...

Peki kim ?

Çıplak ayakla kumda gezerken ayağını kesen midyeyi bu kadar
umursardı ki...

Onlar burada...otobüste oturduğunuz koltuğun hemen yanında,
alışveriş yaptığınız markette, ya da yan dairenizde oturan binlerce
hemofili hastasının annesi, babası, kardeşleri...

Onlara bakın.

Yıllar boyu gündelik hayatlarının bir parçası olan hemofili, karanlık
yüzünü onlara gösterdiğinde oluşan ve hayat, ölüm,sakatlık
üçgeninden geçen o incecik çizgi, derin izlerle yansımış yüzlerine...

Sosyal güvence, en yakın sağlık merkezi, ambulans, ilaç ve uzman
doktor her ne kadar bir hemofili hastasının yaşamla olan bağlarının
temel unsurlarını anlatıyor olsa da, ülkemiz koşullarında hemofili
hastalarının temel yoksunluklarının da bir ifadesi aynı zamanda.

Bu tablo gelişmiş ülkelerde hemofili hastasının sakat kalma oranı %
2 iken Türkiye’de % 60’larda olmasını da açıklamaktadır.

Türkiye’deki hemofili hastalarının tanıdık mekanı olan bu koridorlar
Türkiye Hemofili Derneği’nin, Unkapanı’ndaki merkezi..1992 yılında 9
tıp mensubu tarafından kurulan Dernek, 1996 yılında Avrupa
Hemofili Birliği üyesi olmuş, 1997 yılında ise “Kamu Yararına Çalışan
Dernek” statüsü kazanmıştır. 1996 yılında Avrupa Hemofili Birliği
Toplantısı ve 2000 yılında 2.Uluslar arası Hemofili Forumu’nu
düzenleyen Dernek, bu organizasyonlarla dünya hematologları ve
hemofili hastaları ile iletişimini de güçlendirmiştir.

Derneğin koridorlarındaki doktor, hemşire ve hastabakıcılar bu
büyük ailenin değişmez bir parçasıdır. Kısıtlı imkanlar ama kocaman
yüreklerle gerçekleşen bir hizmettir bu...

Hastalıkla geçirilen yıllarda düşük olan moraller derdini anlayan,
paylaşan yüreklerde eriyip gitmiştir çoğu zaman…Küçük yüreklerde
geleceğe yönelik tedirgin bekleyiş, hastalıkla yıllarını geçirmiş
ağabeylerin varlığıyla umuda, birlikte omuz omuza çekilen halay ile
neşeye, hastalığa çare olmak için çırpınan sağlık personelinin varlığı
ile güvene dönüşmektedir.

Türkiye nüfusunda küçük bir grup içerisinde yer alan hemofili
hastalarının devletin sosyal güvence şemsiyesi altında yer alması,
hastalığın gerektirdiği özel donanımlı bir hastaneye sahip olarak her
hemofili hastası için yaşamsal önemi olan müdahalelerin burada
yapılması tüm hemofililerin hayata daha sıkı sarılmalarına yol
açacaktır.
Yaşamla sürdürülen bu kıyasıya mücadelede bir hemofililinin feryadı
ulaşıyor yüreklerimize :
“ Yaşamak istiyorum yaşamak ! Ne eksik ne fazla…yük olmadan
yaşamak.  Hayallerim olsun yarınlara dair, duygularım körelmemiş,
mutluluklarım olsun, prangasız. Gecelerim olsun; ağrısız,sızısız.
Sonbaharlarım, kışlarım olsun tabii ki, yazlarım olmasa da
baharlarım olsun bari. Bir de annemin kuvveti olsun beni sırtında
taşımaya..Tabii annem hep olsun, babam da..”



Pedagog Hakan Emanetoğlu
Şubat 2005

Diğer yazıları:

Oyun ve Oyuncak

Yalıtılmış sevgiler, görevli sevgililer