YALITILMIŞ SEVGİLER, GÖREVLİ SEVGİLİLER

Tabiat içerisindeki en donanımlı organizma olarak insanoğlunu
görmemize rağmen, aynı zamanda bu mükemmelliğe ulaşana
kadar mensubu olduğumuz türün destek ve yönlendirmesine en
çok ihtiyaç duyan organizma olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Tabiattaki bir çok varlık doğumdan çok kısa bir süre sonra günlük
yaşama adaptasyonlarını tamamlarlar, ancak insan yavrusunun
bu adaptasyon süresi çok uzun ve karmaşık bir süreci
kapsamaktadır.
Doğum ve doğum sonrasında yeni doğanın değişim ve gelişim
sürecinde en büyük destekçisi ailesidir. Doğumdan hemen sonra,
Tanrı’nın biz insanların tüm çaresizliğine rağmen, hayattaki temel
dayanak noktalarımızdan birini bulmak  ve onu kavramak için
bizlere verdiği “emme ve yakalama refleksi” ile tanışırız güvenle,
sevgiyle, annemizle...

Türkiye’de ve dünyanın pek çok ülkesinde, azımsanamayacak
oranda bir grup çocuk ise bu kutsal buluşmayı çeşitli sebeplerle
gerçekleştirememektedir.

Doğumundan hemen sonra veya gelişim basamaklarının herhangi
bir aşamasında ailelerinden kopan çocuklar, devletin güvenli
şemsiyesi altında, büyük oranda fiziksel ihtiyaçları karşılanarak
yeni bir hayata hazırlanmakta, hayatta kalabilmekte, ancak
yaşadığımız dünyada hayata dört elle sarılmasını sağlayacak
duygusal kazanımlardan yoksun kalabilmektedirler.

Her ne kadar SHÇEK’e bağlı çocuk yuvaları ve yetiştirme
yurtlarında görevli personel iyi niyet çerçevesinde görevlerini
yürütmeye çalışsalar da, çocuk ile anne arasında olan koşulsuz ve
kendiliğinden sevginin bir görev çerçevesinde kurulması mümkün
olamamaktadır. Bu bağlamda güven ve sevgi gibi çocukların temel
ihtiyaçlarında doygunluk sağlanamamaktadır.

Çeşitli sosyal yardımlaşma kuruluşları veya bireysel
hayırseverlerin çeşitli zamanlarda bu yuva ve yetiştirme yurtlarına
yaptıkları ziyaretlerde ilk gözlerine çarpan çocukların sevgiye olan
açlıklarıdır. Bu ziyaretlerde yanlarında getirdikleri çeşitli yiyecek ve
içeceklerin burada yaşayan çocuklar tarafından süratle tüketilmesi
aslında fiziksel bir ihtiyaçtan ziyade duygusal bir açlığın
doyurulmasından başka bir amaç taşımamaktadır.

Toplumsal olarak temel görevimiz, çeşitli sebeplerle kendi aileleri
ile birlikte olamayan bu çocukları sahiplenmek, korumak ve
kollamak olmasına karşılık, bu amaç ile hareket ederken onların
bireysel,çevresel ve duygusal özelliklerini de göz ardı etmemektir.
Çocuk yuva ve yetiştirme yurtlarında yapılan ziyaretlerde
bonkörce önlerine sunulan sevgi hızla tüketilmesine rağmen, bu
hızlı tüketiş yaşanılan anın pek de uzun süreli olmayacağının
çocuklar tarafından da bilinmesindendir. Bu bağlamda, bunun gibi
sosyal görevlere önem veren kişilerin ve kuruluşların seyrek
ziyaretlerde alabildiğine bonkör sevgi yerine, daha sık ama
kontrollü bir sevgiyi çocuklara sunması daha doğrudur. Böylelikle
hem ortamdan ayrıldıklarında geride kalanların yoksunluk
göstermelerini engellemiş olurlar, hem de çocuklar yeniden
geleceklerini bildikleri için “umut” larını taze tutarlar.
Özellikle çocuk yuvalarındaki yeni doğan ünitelerine yapılacak
ziyaretlerde, 0-1 yaş dönemindeki bu çocukların temel ihtiyacının
güven olduğu unutulmamalıdır. Şevkatle onu sımsıkı saracak bir
çift kol ile ona çok şey verebileceğinizi unutmamalısınız. Tenine
değen teniniz, onu tutan kollarınız duygusal açıdan kendisini iyi
hissetmesini sağlayacaktır.

2 yaşındaki bir çocuk hızlı motor gelişimi neticesinde
hareketlenmiş ve buna mukabil çevresiyle de daha yoğun ilişkiye
girmeye başlamıştır. Normal koşullarda anneye olan bağımlılığının
ve bağlılığın devam ettiği bir yaş olmasına rağmen, olumsuz
davranış örüntülerinin eşlik ettiği  bu dönemde bu bağımlılığa karşı
koyan tutum ve davranışlara da rastlanır. Çocuk bu dönemde
yabancılara karşı negatif bir tutum sergileyebilir. Bu yaş çocukları
ile kurulacak ilişkilerde ısrarcı olunmaması, zorlanmaması önerilir.
Çocukla kurulacak ilişkilerde onun ilgisini çekmek ve ilişkiye
özendirerek iletişim kurulması esas alınmalıdır.

Çocuğun doğuştan sahip olduğu saldırganlık ve egosantrik
düşünce bu dönemde kendini oldukça belli eder. Bu tür davranış
örüntülerinin şiddetinin azaltılması çoğunlukla ilgisinin başka yöne
çekilmesi, oyun ve oyuncakla enerjisinin azaltılması mümkünken
çocuk yuvalarında bunun gibi spontane çözümler üretilememekte
ve bunun neticesinde de çocuk bu olumsuz davranışlarının
sonuçlarıyla baş başa kalmaktadır. Muhtemelen boşaltılamayan bu
olumsuz enerji, şiddeti gittikçe artan bir görünümde çocuğun tüm
tutum ve davranışlarına aksetmektedir.

3-6 yaş arası bilimsel literatürde oyun çocuğu olarak adlandırılır.
Çocuk sosyalleşmeye başlamış ve benlik duygusu gelişmiştir.
Yakın çevresindeki modellerle özdeşim kurmaya başlar. Belki de
çocuk yuvalarında ortaya çıkan temel problemlerin başlangıç
noktası da bu dönemdir. Çocuğun çevresinde bulunan modellerle
özdeşim haline girmesi mümkün olamamakta, bireysel
özelliklerinin şekillenmesinde önemli boşluklar ortaya çıkmaktadır.
Cinsel kimliğinin ana hatlarının ortaya çıktığı bu  dönemde anne ve
baba modellerinden yoksunluk çocuk için ileriki yaşamda ciddi bir
problem oluşturmaktadır.

Bu dönemdeki çocuklar birlikte oynamaya meyillidirler. Onlarla
oyun oynayarak daha kolay ilişki kurulabilmektedir. Anne-babanın
bu dönemdeki rolü teşvik edici ve yönlendirici olmaktır. Oyun ve
oyuncak çocuğun yaratıcılığını, özgürlüğünü geliştiren unsurlardır.
Bu yaş çocuklarıyla kurulacak iletişimde çocukların yuva
ziyaretçilerine “anne”, “baba” şeklinde seslenmelerine çok sık
rastlanabilir. Ziyaretçiler duygusal tepkiler vermektense, birkaç
saat sonra gideceklerini bilerek, bilinçli, mesafeli ama sıcak bir ilişki
kurmayı yeğlemelidirler.

Toplumsal sorumlulukla gerçekleştirdiğimiz bir faaliyetin sonuçları
itibariyle zamana yayılmış olduğunun bilinciyle hareket etmemiz ve
abartılmış davranış örüntülerini sergilememiz orada bulunan ve
muhtemelen uzun süre bulunacak çocuklarımızın sağlığı için çok
önemlidir.

Ped.K.Hakan Emanetoğlu
Mart.2005

Diğer yazıları:

O'nun seviyesine inin.

Hemofili, "Bu çığlığı duyan var mı?"

Oyun ve Oyuncak